Tiyatro Sanatçısı Ertuğrul Akkök: “Oyunculuk, Kendini Keşfetme Sanatıdır.”

Tiyatro Sanatçısı Ertuğrul Akkök: “Oyunculuk, Kendini Keşfetme Sanatıdır.”
Yayınlama: 27.03.2026
Düzenleme: 27.03.2026 09:32
874
A+
A-

Türk Tiyatrosuna Oyuncu/Hoca olarak emek veren Sanatçı Ertuğrul Akkök’ün “Meslekte 30. Yıl”ı dolayısıyla www.haberpostası.net.tr. ile özel röportaj gerçekleştirdi…

Röportajda, Tiyatro Sanatçısı Ertuğrul Akkök, 27 Mart 1996 yılında Bursa Devlet Tiyatrosu’nda kursiyer olarak başladığı hayat hikâyesini, oyunculuk kariyerini ve tiyatro anlayışını aktarıyor.

Sanatçı Ertuğrul Akkök: -Tiyatroya başlangıcım; 14 yaşlarımda iken sunuculuk hevesi ile başladı. 90’lı yıllarda o zamanın meşhur yarışması, hayranı olduğum, Güner Ümit’in sunduğu, “Süper Turnike” programı vardı. Güner Ümit’in usta sunumu beni çok etkilemişti. (Ne mutlu ki, kendisi ile tanışmış ve feyz almışlığım var.) Sunuculuk hevesi ile başladığım bu yolculuk bir Baba dostu olan Harun Abimin yönlendirmesi ile Tiyatro yolculuğuna dönüştü. Harun Abim bir çok tiyatro da görev almış ve oynamış çok yardımsever biri idi. Ben, “Sunucu olmak istiyorum.” deyince, kendisi, “Oğlum, bu işlerin anası tiyatrodur” der. Bu vesile ile çok şükür ki bugün hala tiyatro oyuncusu, eğitmeni ve yönetmeni olarak bu ulvi mesleğe devam etmekteyim. Burada da özellikle belirtmek isterim, genel olarak hobi olarak görülen bu işi bendeniz meslek olarak yapmaktayım. Tiyatro, hobi olarak yapılabilir ama genel anlayışa göre bu iş bir hobi değil tüm medeni toplumlarda olduğu gibi, “MESLEK” olarak geçer.

1996 yılında babamın emekli olması üzerine Bursa’ya taşındık ve 27 Mart günü Bursa Devlet Tiyatrosunda kursiyer olarak resmen uzun, meşakkatli ve güzel yolculuğum başlamış oldu. O zaman ki sistem tamamen usta çırak ilişkisine dayalı -1940 lerin Halk Evlerinde olduğu gibi- bir eğitim aldık ve aynı zamanda ustalarımız ile birlikte sahneye çıkarak birebir seyirci karşısında düşe kalka bu işi öğrendik. Ustalarımızın en önemli öğütü, “Bu işin anası, pratiktir.” derlerdi ve biz bu pratik üzerine yoğrulduk. O zamanlar dikkatimi çeken şey, Ustalarımızın birçoğu teoriye karşı değillerdi ama tiyatronun adeta teoriye boğulmasına karşılardı. Çünkü az önce belirttiğim gibi, “Onlara göre tiyatroyu ve hatta sanatı öğrenmenin uygulamanın yolu yani anası, pratikti. Yine onlara göre, teoriyi her zaman okur öğrenebilirsin ama pratiği öğrenmek, yıllarını alan, zor ve uzun bir süreçti!

Yıllarca bir çok projede yer aldım. Şu anda bile onların ne kadar haklı olduklarını görmekte ve yaşamaktayım. O yüzden atalarımızın dediği gibi; “Bir musibet, bin nasihattan iyidir.” sözünden hareketle bu yolda oyuncu adaylarının, teorik bilgileri, mesela oyuncunun el kitabı olarak okutulan Stanislawski, Stanley Adler ve Eric Morris vb. gibi kitapları, sahneye çıktıktan ve yeterince sahne tecrübesi yaşadıktan sonra bu kitapları okuması gerektiğidir. Yoksa sahneye çıkmadan hiçbir deneyim kazanmadan okutulan bu değerli kitaplar, düz bir okumadan öteye geçmeyecek ve bu ustaların istediği amaca hizmet etmeyecektir. Çünkü bu kitapları yazmış ustalarımız kendi sahne tecrübe ve deneyimlerinden yola çıkarak kendilerince geliştirmiş olduğu sistemleri paylaşmışlardır!

Gel zaman git zaman bu meslekte, 27 Mart 2026 Dünya Tiyatrolar Gününde tam 30. Yılımı devirmiş olacağım. Bu vesile ile bana deseniz ki özetle başka diyecekleriniz önerecekleriniz nelerdir derseniz eğer;

– Oyunculuk eğitimi alan arkadaşlarımın az veya çok müzik eğitimi almalarını öneririm. Bendeniz tiyatro eğitimi aldığım dönemlerde, -Türk Sanat Müziğini sevdiğim için- özel olarak nota ve usul dersleri aldım ve tiyatro da vurgulama, tonlamalarda ve duygularda çok büyük faydasını gördüm. Özellikle, Usulleri (2/4’lük, 3/4’lük, 9/8’lik vb. gibi) çalışırken, notaları düzenli ve yerinde o ölçüler içinde taşırmadan okumayı öğrendim ve insanı disipline ettiğini keşfettim.En önemlisi de, Notalarında tıpkı harfler gibi müziğin alfabesi olduğunu, inişlerin ve çıkışların aynı cümlelerde olduğu gibi vurgu, tonlama ve duygusu ile beraber benzer olduğunu keşfettim. Bu bana, senaryo okumalarında çok büyük katkı sağladı ve hala sağlamakta. Tabi ki ben bunu, Türk Sanat Müziği’nde yaptım. Sizler bunu, Batı Müziği’nde yapabilirsiniz. Bizde ki “Usul” çalışmasının karşılığı, Batı Müziği’nde “Solfej” olarak yapılır. Gerisi size kalmış.
– Gözlem ve yenilikleri takip etmek çok önemli. Bu özel hayatınızdan, sosyal çevrenizden olduğu gibi gittiğiniz seyrettiğiniz film ve tiyatrolar gibi herşey olabilir. Sanat, yaratıcılık üretme üzerinedir. Sanat, tazeliği ve yenilikleri sever. Zaten ciddi olarak bu mesleği yaptığınız sürece, bir süre sonra, bunların hepsi bir hastalık gibi içinize farketmeden oturuyor. İster istemez gözlem yapıyor ve gayri ihtiyari bilinçaltınıza yerleştiriyor, yaratım sürecine girmiş oluyorsunuz. Yaratım derken şuna da değinmeden geçemeyeceğim. Bugün Türk Tiyatrosu için özellikle söylemek istediğim şey; yeni yazarların ve günümüze hitap eden oyunların çıkmıyor oluşu!!! Muhakkak yetenekli olan çok iyi yazar veya yazar adaylarımız var ama bunların gün yüzüne çıkmıyor veya çıkamıyor oluşu çok üzücü. Ülkemiz sadece Haldun Taner, Rıfat Ilgaz gibi büyük yazarlarla sınırlı kalmayacak kadar zengin bir ülkedir. Toprağın altında olduğu kadar üstünde de ne cevherler vardır eminim!!

Bu kısa temennimden sonra, gözlem ile ilgili söyleyeceğim son şey, kişinin kendisini gözlemlemesi de çok önemlidir. Malesef bazı sanatçıların ve sanatçı arkadaşlarımın kendini görmeyip sadece dışarıda kaldığını ve kendini tanımadığını görmekteyim. Sadece dışarı gözlemleyip orada kalan kendini görmeyen sanatçının bir tarafı eksiktir ve tam bir sanatçı olması mümkün değildir ve hep şu cümleyi kullanırım; “Oyunculuk, kendini keşfetme sanatıdır.”

– Ve sonlara doğru gelirken ise söyleyeceğim şey; 1996 – 2002 arasında Bursa Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosunda geçirdiğimiz süreç en güzel en şanslı olduğumuz dönemdi. Nice ustalardan neler gördük neler öğrendik. Usta Çırak mantığı ile öğrendiğimiz bu eğitim sistemi inşallah bugünde yerini alacağı inancındayım. Çünkü sanatta gelişmenin başka bir yolu yok. Tek yol, Pratik ağırlıklı “Usta / Çırak” ilişkisine dayalı eğitim sistemidir. Tabi ki Teoriyi de inkar etmeden…

Ve sözlerimi, Ustalarımızın bize söylediği, kulağımıza küpe olan, şimdi de öğrencilerime söylediğim ve Stanislawski Ustanın cümleleri ile bitirmek isterim:
“Çocuklar, sahne sizin, oynamayın yaşayın, tadını çıkarın.” ve de Stanislawski Ustanın dediği gibi;
“Ben bir cümleyi söyleyeceğim zaman acaba gerçek hayatta aynı cümleyi, doğal olarak nasıl söylerim?!”

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.